30 Temmuz 2011 Cumartesi
Hayat insanlara görmek istemekleri -belkide canlarını acıtacak- şeyleri, olmaması gerken zamanda, en güçsüz olduğu anda gösteriyor. Geçmişin karanlık yüzü aynaya baktığınızda tam karşınızda duruyor. Hala pişman olmamak işin üzücü kısmı mı bilinmez ama derinlerde bir yerde bir iz bıraktığı kesin. Davanızda haklı olsanız bile bir iz mutlaka var. Bir kırılganlık kalıyor içinizde. Birde anlam vermediğiniz bir yalnızlık tadı geliyor ağzınıza. Yutkunsanız gitmiyor lanet işte. Su içiyorsunuz, kor gibi yüreğiniz. Belki dindirir diyorsunuz. Pişman değilsiniz ama keşkeler birer birer uçuyor içinizde. Dilinizin ucunda, dışarıya çıkmak için hazır ama durduruyorsunuz kendinizi. Duygularınızı, içinizdekileri birilerinin anlamasını bekliyorsunuz. Ama yanlış. Bazen kendinizi bile şaşırttığınız oluyorken birilerinin sizi anlamasını beklemek ne kadar doğru ki. Yerinizden kalkıyorsunuz. Küçük bir odanın içinde dolanmaya başlıyorsunuz derin nefesler eşliğinde. İçindeki o pişmanlık olmayan ama size keşkeleri birer birer sıralatmaya çalışan insanlığınızı durdurma zamanınızın geldiğini anlıyorsunuz. İyi ama nasıl? Kendi kendinizle konuşmaya başlıyorsunuz. Keşkelerin yerini kurtarıcı kelimeler alıyor. Kime göre neye göre doğruyu veya iyiyi tartışmaya başlıyorsunuz ruhunuzun derinliklerine. Bazı zamanlarda insanlıktan nasibinizi almadığınızı hatırlıyorsunuz. Pişman değilsiniz yinede. Kendinizi soyutlaştırıyorsunuz. Somut olmaktansa soyutluğu tercih ediyorsunuz. Uzun bir çaba, derin bir yalnızlıktan sonra amacınıza ulaşıyorsunuz. Hayat işte. İstemediğniz şeyleri gösteriyor size. Kime zaman gösterdiği bir fotoğraf, kimi zaman ise bir şarkı ve çoğu zamansa aynadaki yorgun ruhunuz. Önceden her fırsatta yaptığınız vazgeçemediğiniz eylem olan ağlamak, biri düğüm boğazınızda keşkelerinizle birlikte. Bir kez daha söylüyorum pişman değilsiniz. Biliyorsunuz. Yaşadığıız tüm dakikalarda hep buna inandınız. Eğer pişman olursanız özgürlüğünüze ihanet edersiniz. Özgürlüktü belki bu soyutluğun sebebi. Bu ayrı bir konu diyorsunuz kendi içinizde ve o gördüğünüz şey aklınıza geliyor. Geçmişi unutarak geleceği yaşamak. Hayatın bize sunduğu güzel şeylerden ama bu güzel şeyi bize sunan hayat beynimizle oyun oynuyor. Unuttuğumuz tüm şeyleri hatırlatacak büyüyü yapıyor beyninize. Yaşamı basitleştirerek daha derin bir hale getiriyorsunuz. Tabikide kolay olmuyor. Bunun bedeli "acı". Bedeli ağır bir şekilde ödetiyorsunuz bedeninize ve ruhunuza. Sonuca gelince iyi mi kötü mü bilmiyorsunuz.Cevaplandıramadığınız sorularla birlikte boğulduğunuzu hissediyorsunuz. Derin nefes almak biraz da olsa rahatlatıyor kor olan yüreğinizi. Soyutlaştırdığınız kendinizin bir dünyası var. Oraya uzanana kapıda geçmek istiyorsunuz ama korkuyorsunuz. Oraya geçmişi götüremezsiniz. Yemin ettiniz bir kere. Kendi yalnızlığında kaybolmakta denir buna , antisosyla bir dünyayı terchi etmekte denir. Kimi zaman tüm bu geçmiş günümüzde insanlardan nefret etmek olarak karşınıza çıkar ne kadar çok canlılığı ve gülümseyi sevsenizde. Çelişkiler korkutur işte sizi. Yapabilceğiniz birşey yoktur. Boşvermekte çare değildir. Egolarınızdan arınmaktır gökyüzüyle. Bir ayindir işte. Somutlardan arınıp soyut olmaktır. Oluruna bırakmaktır. Zaman nefes aldırır. Zaman hayattır. Asla bir dakika öncesine geri dönemezsiniz. Olmuş bitmiştir. Olacak ise pek yakındadır. Pişman değlisinizdir. Elinizden geleni yapmışsınızdır. İnsanlar şöyle insanlar böyle demektense kabullenmeyi öğrenmişsinizdir. Bir tek kendiniz varsınızdır. Kendinizi anlatmayı çok isterseniz. Farklılığınızı göstermeyi çok istersiniz. Hayatı tüm gerçeğiyle yaşarsınız ama tüm bunların hayatta size geri dönüşümü insanların nefreti veya aşalaması olarak geri döner. O yüzden herşeyi olduğu gibi bir kenarı bırakırsınız. Kendiniz olursunuz. Kendini anlatmaya çalışmayan, kendisiyle ve sevgisiyle mutlu olan birisine dönüşürsünüz. Kimi zaman suskun, kimi zaman çekingen, kimi zaman utangaç, kimi zaman heycanlı gibi gibi gibi biri olursunuz. Tüm duyguların sizde bir anlamı vardır. Renkleri seven sıradanlardan olmak yerine renkleri yaşayan sıradışı insanlardan olursunuz kendi içinizde. Ne nefret ederek yaşayabilirsiniz ne de çok severek. ARasıda yoktur bunun. Y a hep ya hiç diye bir kanunuz varsa hele hayat çekinmez bir yerdir ama bir yolunu bulursunuz. Suskunluk ağır gelir ama yaparsınız. Kendinizle konuşursunuz.Hayatın görmek istemeyeceğiniz şeyleri görmeye birgün alışırsınız. Birgün tüm tepkisizliğinizle karşılarsınız. Tüm bu çelişkiler kafanızda olurunu bulur. Kendi yarattığınız bir dünyada istemediklerinize yer yoktur. Var olmaya devam etseler sizin için yoktur. Konuşmaya bile değmez.Tüm somutları bir kenara bırakıp hayatın çirkin yüzüne arkanızı dönerek kırmızı bir kapıdan kendi dünyanıza geçersiniz. Geçmiş geçmiştir.Dün geçti, bugün güzel veya çirkin, yarını bekle.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder